Özel Arama

« Önceki |

4/4/2009

RocknRolla

Lenny Cole, İngiltere’deki tapu ve kadastro işlerine istediği şekilde yön verebilen ve içeriden kurtçuklara sahip olan düzenbaz biridir. Hatta onun bu işteki başarısı şehri avcunun içine almasına yetmiştir. İşte bunu duyan rus milyarderi Uri Omovich, bölgedeki işlerini birazcık hızlandırmak için 7 milyon euroya Lenny ile anlaşır ve ortaklıklarını simgeleştirmek istercesine uğurlu tablosunu da iş bitene kadar ona verir. Çok geçmeden bankadan temin edilen 7 milyon euro çalınır, diğer taraftan ise Lenny tabloyu kaybetmiştir. Bu iki ortağı çıkmaza sürükleyecek sorunun kuyruğu Azgınlar Çetesi’ne kadar uzayacaktır.

Eğer bu tip filmleri seviyorsanız Guy Ritchie‘yi duymamış olmanız imkansızdır. O, pisliği, uyuşturucuyu ve silahı etkileyici bir şekilde gözler önüne seren adamdır, tıpkı Snatch ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels filmlerinde olduğu gibi. Bu pislik girdabında dönen olayları çorba ederek anlatması ise onun başka özelliğidir. İşte gangasterler, hırsızlar, sokak serserileri, gürültü hayranları, silah aşıkları, yeşilin adamları, ve uyuşturucu müptelaları gerçek RocknRolla‘nın içerisinde bir karışımdır.

Yönetmen
Guy Ritchie

Yapım : 2008
Ülke : İngiltere
Tür : Macera
Süre : 114 dakika

4/4/2009

Left 4 Dead

Left 4 Dead bağımlılık yapan oyunlarıyla tanınan Valve tarafından piyasaya sürüldü (18-kasım-2008). Left4Dead Valve’nin daha önceki oyunlarında kullandıgı (Counter-Strike, Half Life, Day of Defeat, Portal vs.) Source oyun motorune sahip. Konusuna baktığımızda, enfeksiyon yayılmış bir yaşayan ölüler dünyasıyla karşılaşıyoruz. 4 kişiden oluşan ekibimizle bulunduğumuz yerden canlı olarak kurtulmaya çalışıyoruz (farklı kurtuluş yollarıda vardır :) ). Kısaca hayatta kalma ve korku öğelerini barındıran bir Co-op FPS, Left 4 Dead.

4′ün kerameti

Tek kişilik oyuncu modunda 4 kişilik ekibimizin üyeleri:
Francis (serseri görünüşlü ve vücudu dövmelerle kaplı), Bill (özel kuvvetlerden eski bir vietnam askeri) Louis (bir sistem analisti) ve Zoey (korku filmlerine hayran bir üniversite öğrencisi). Sanırım seçmek istediğiniz Francis ya da esasoğlan Bill oldurdu değil mi ? Hiç lüzum yok, çünkü karakterler geçmişleri dışında pek bir farklılık arzetmiyor.
Hepsi tüm silahları kullanabiliyor ve homojen özelliklere sahip (dış görünüş ve konuşmalar dışında). 4 ana bölümden oluşan oyunda 5′er alt bölüm var ve istediğimiz bölümü ve karakteri seçebiliyoruz. Her bölümde farklı alanlarda ilerliyoruz; Kentsel ve kırsal yerleşmeler, demir yolları, tarlalar, dev apartmanlar, hastahaneler, hava alanları vs..
Toplam 20 bölümden oluşan oyunun bitirilme süresi ortalama 6-7 saat. Kullandığımız silah ve ekipman Counter sTrike’den aşina olduğumuz otomatik tüfekler, pompalı tüfek, Pipe bomb (zombileri kendine çeken sesli bomba), çift el tabanca, molotof kokteyli vesaire. Özellikle Pipe Bomb, toplu zombi saldırılarında kritik bir kurtarıcı olmanızı sağlayabilecek bir bomba.
Dikkat çekmek istediğim diğer oynanış özelliği ise sağ tık ile yapılan “dipçik vurma”. Özellikle dar odalarda aniden karşısına çıkan zombi gruplarını dağıtmak ve toplu saldırılarda nefes almanızı sağlayabilecek bir özellik.
Hatta biraz da sadistseniz bir zombiyle başbaşa kaldığınızda onu sırf dipçikle öldürebilirsiniz vuruş hissiyatı gerçekten mükemmel :) Botların da yapay zekasına oldukça iyi, birbirlerine yardım ediyor ve genellikle birlikte hareket ediyorlar ancak bombaları süs niyetine taşıdıklarını söyleyebilirim. Gelelim düşmanlara; bildiğimiz yaşayan ölüler dışında, boss sayılabilecek 5 tür var. Smoker, uzun dili ile sizi kendisine çekebilecek ve ancak arkadaşlarınızın yardımıyla kurtulabileceğiniz bir boss, öldürülünce etrafı duman kaplıyor.
Boomer şişko bir boss üzerinize kusuyor (jerichodaki kusmukçu valiyi hatırladım) ve eğer size isabet ettiyse diğer zombiler üzerinize çullanıyor. Bu bossu sağ tık ile iterek kendinizden uzakta öldürmelisiniz zira yakında patlarsa sağlığınızı götürüyor. Hunter, bir “asassin” gibi ordan oraya atlıyor ve sizi yere kapaklıyor. Tank en zoru ki bölüm sonlarında karşılaşıyorsunuz genelde, kas yığını bir zombimsi. Uzak durup şaşırtma vererek öldürmelisiniz yoksa sizi rahatlıkla fırlatabiliyor ve canınızı %50 ve daha büyük oranlarda azaltabiliyor. Bunların dışında bir de ağlayan ve çığlık atan Witch adlı kızcağızlar var. Bunlar siz saldırmadıkça veya rahatsız etmedikçe olduğu yerden kıpırdamıyor. Öyle mülayim gibi durduklarına bakmayın çok hızlı ve çevikler.

4/4/2009

S.T.A.L.K.E.R.


STALKER diğer FPSlerden farklı bir konu olarak kendine Çernobil Nükleer Reaktörünü seçmiş. Oyun 1986 patlamasının ardından çoğu şey normale dönmüşken, 2006 yılında başka bir patlamayla her şeyin tekrar cehenneme dönmesiyle başlar. Hayvanlar ve insanlar (bir kısmı) mutasyona ugrar. Yönettiğimiz karakter ‘Marked One’ adında hafıza kayıplarıyla boğuşan ve Çernobil’de neler olduğunu anlamaya çalışan pek de kahramanvari bir özelliği bulunmayan bir tip.

Oyun ucu açık bir yapısı ve RPG öğeleri barındırması nedeniyle açık uçlu bir senaryoya sahip bu da onu diğer (klasik) FPS oyunlarından ayırıyor. Yani ana görevden bağımsız çevrede dilediğimiz gibi dolaşıyoruz. Tabii bunun da tehlikeleri var çünkü etrafta radyasyon bölgeleri, mutasyona ugramış hayvanlar ve rakip STALKER (avcı) grupları bulunmakta. Hatta bu gruplar arasında Nükleer bölgeleri kontrol altında bulundurma amacıyla bir çok çatışma yapılmakta. Çevre modellemeleri ve grafikler bence çok iyi; ağaç ve otlaklar, rüzger etkisi, hava olaylarındaki değişmeler vs.

Oyunda silahlar, sağlık paketleri ve mermilerin yanı sıra vodka (yöreye özgü ), konserve balık, ekmek, salam vb. yiyecekler var ve uzunca bir süre yemek yemediğimizde ekranda uyarı çıkıyor.
Lafın kısası FPS sevenler için kesinlikle alınması gereken oyun, ayrıca farklı bir şeyler oynamak isteyenler için de ideal.

Türü: Aksiyon
Yapımcı: GSC GameWorld
Yayıncı: THQ

4/4/2009

Jericho




Jericho
, Tevrat’a göre dünyanın ilk (en eski) yerleşim merkezidir, Kudüs’e oldukça yakın olan bu şehrin en efsanevi özelliği devasa ve art arda 7 kat olarak sıralanmış surlarıdır. Yani dairesel bir biçimde giderek merkeze doğru küçülen 7 sur. Bu surları kısmen Crusades adlı ana bölümde göreceğiz. Ayrıca şehrin bulunduğu bölgenin rakımı -300 civarındadır. Eski Ahit’te Yahudiler kenti kuşatırlar ve askerlerin yanında din adamlarının ayinleri ve kutsal sandıkla (10 emir, ahit sandığı) 7 gün boyunca kentin surlarını 7 kez dolaşırlar. Sonunda Yahudiler surları lanetleyip yıkarlar ve şehri ele geçirirler. Böylece vaadedilmiş toprakların bir kısmının sahibi olurlar.

Oyunun senaryosu dini ve efsanevi bir kökene sahip; Tanrı’nın yarattığı ilk varlık olan (ilk hata) Firstborn (ilkdoğan) ona bahşedilen güçlerin de etkisiyle zaman içinde efendisinden yaratıcısından uzaklaşmaya başladı. Firstborn kadın ya da erkek değildi. Ne karanlıktı ne de aydınlık, ne güzeldi ne de iğrenç. Tanrı yarattığı bu şey için bir süre kaygılandı ve onu Al-Khali çölündeki cehennem zindanlarına kapattı. Sonsuza dek terk edilmişlik içinde unutulmaya … Tanrı yeniden başladı yaratmaya, insanoğlunu yarattı. Ona cinsiyet, akıl, his ve ruhu verdi. Bunu gören Firstborn’un içini öfke ve nefret bir alev gibi sardı. Jericho’nun altında 7 plan yaptı zindanların soğuk gölgesinden kurtulmak için. Dünyanın kendinden esirgenen her bir parçasını geri alıyordu, zindanına göndermek için. Zamanın kırıntıları ve boş tabakalar işte bu alanın üstünde şekillendi, dünyaya bağlandı Jericho şehrinde. Bu tabakalar duvarlarıyla tarihin parçalarını yakaladı, Sümerliler’den yeni dünya medeniyetlerine. Fatihler ve uygarlıklar hep şehrin peşindeydiler lakin zamanla unutuldu ve zamanın kumlarıyla yandı.

Oyundaki ekip liderimiz başlangıçta bir kabus görür. Kabusunda Al-khali çölünde siyah, cinsiyetsiz ve beyaz gözlü bir çocuk suretine bürünmüş Firstborn ile yürümektedir. Çocuk ileride cereyan eden kum fırtınasını göstererek kendisine yardım etmesini ister. Tam bu anda Ross kabusundan uyanır ve telefon çalar, bahsi geçen bölgeden ilginç bazı sinyaller alınmıştır. Bunu incelemek üzere süper donanımlı ve -paranormal- normal ötesi güçlere sahip olarak yetiştirilmiş Jericho (The Department of Occult Warfare) ekibi bölgeye yollanır. Oyun içinde bir İngiliz komando birliği bize bu hapsedilişten bahsediyor: Kabın içinde başka bir kap ve daha başka bir kap, giderek daralan bir çember ve merkezdeki kötülük…

4/4/2009

Gods and Generals




Gods and Generals her "savaş severin" sevdiği bir filmdi. Savaş sever nedir peki? Böyle birşey yoktur. Sadece ben yanlış yazdım. Savaş filmi sever demek istemiştim :) Savaş sevilecek birey değildir. Hatta uzak durulacak, nefret bile edilmesi gereken birşeydir. Tarihte binlerce savaş olmuş irili ufaklı. Milyonlarca kişi de halkını temsilen ölmüş, kanlarıyla boyamış toprakları. Biz daha şanslıyız. Artık öyle kanlı çarpışmalar olmuyor bu devirde. Tabi bazı akıllılar kendi çıkarları için halen savaşmak için diretiyorlar ama, artık onları görmezden geliyorum ben.

Gods and Generals'in de oyunu yapılmış. "Mış" dedim çünkü benim hiç haberim olmadı bu oyundan. Bir anda karşıma çıkıverdi. Ben de filmini sevdiğimden ve kaliteli olduğunu bildiğimden oyunu aldım. Gittim yükledim, ama filmiyle bir alakasının olmadığını gördüm. Daha doğrusu, filmin yolundan gitse bile, filmin kalitesinin yakınından bile geçmediğini gördüm.

Oyunun konusu da filmin konusu ile aynı; Amerikan İçsavaşı. Halk ikiye bölünmüş, neredeyse ortada kalmış. Bir taraf ülkenin birliğini korumak için savaşırken, diğer taraf da bunun tam tersi için, yeni ülkeleri için savaşmaktalar. Siz de ön cephede bir komutansınız. Tüm olan bitene yakından tanık oluyorsunuz. Filmde geçen meşhur savaşlara bizzat tanık oluyorsunuz, hatta savaşın kaderini değiştirebiliyorsunuz.

Görevler aynen filmdeki, daha doğrusu gerçek hayattaki görevler ile aynı. Gerçekte hangi olaylar olduysa siz de aynılarını yapıyorsunuz. Toplam 9 ayrı görev paketiniz var. Bir görevi yerine getirmek için 4-5 tane ufak görevi yerine getirmeniz gerekiyor. Mesela bir düşman atağını durdurmak için, önce gidip köprüyü hallediyorsunuz, ayrıca cephane stoklarını yokediyorsunuz falan gibi. Bu bir örnekti. Bunun gibi görevleri yerine getirdikçe, tarihin yeniden tekerrür ettiğini farkediyorsunuz. Çünkü olan biteni değiştirme gibi bir şansınız yok. Sadece öldüğünüz zaman değişiklik oluyor :)

Oyunda silah olarak fazla çeşit yok. O zamanın modası bir Revolver var. 2 adet tüfek var, el bombanız var, bir de kendinizi diğer mermilerden korumak için zırhınız var. Ha bir de emektar bir bıçağınız var. Bunu süngü olarak da kullanabiliyorsunuz tabi. Silahlar bundan ibaret. O zaman fazla silah yok muymuş yoksa oyunun yapımcıları mı tembellik etmişler bilmiyorum. Ama silah sayısı kesinlikle yetersiz.

Kontroller çok kolay. Zaten bildiğiniz FPS kontrolleri. Ekranda size yardımcı olacak göstergeler de fazla değiller. Koskocaman ekran size kalmış. Sadece size yardımcı olan bir pusulanız var. O da pek kullanışlı değil. Oyun esnasında fazla ilginç birşeyle karşılaşmıyorsunuz. O yüzden kısa zamanda sıkılabiliyorsunuz. Yapay zeka olarak da oyun yerlerde sürünmekte. Düşman sizi görüyor ama vurmak için nedense tırsıyor sanki. Başrolde olduğunuzdan vuramıyor olabilir. Parasını alamamaktan korktuğu için yani :) Ama oyunda sayılmayacak kadar çok hata var. İç içe geçmeler, takılmalar, görünmez duvarlar, birden kaybolan düşmanlar, bir yere takılıp bir daha hareket edememeler... Daha sayarım ama yeter bu kadar.

Grafikler öyle süper değiller. Biraz fazla renkliymiş gibi geliyor önce ama sonra alışıyorsunuz. Ama sisli ve puslu bir hava olsaymış, tam anlamıyla savaş ortamı yaratılabilirmiş. Ama böyle renkli grafiklerle, sadece Nintendo için yapılmış bir oyun gibi duruyor. Ayrıca kan ve şiddet olayından uzak durulmuş. Gerçi savaşın kendisi başlı başına bir şiddet ama, bari daha fazla sıvamayalım demişler. Karakterler çok garip görünmekteler. Hele silah tutuşlar çok ilginç. İlk defa eline silah alan bir manken gibi, garip tutuyorlar silahı. Zaten silah modellemeleri de garip. Gerçeklerine sadık kalmışlar ama detaylı değiller.

Etraf da pek o kadar iyi görünmüyor aslında. Çok renkli olduklarından bahsetmiştim ya, şimdi de detaysız olduğunu söylüyorum. Heryer birbirine benziyor gibi. Savaşlar değiştikçe mekanlar da değişiyor ama nedense hep eşyaları yer değiştirmiş bir odadaymışsınız hissine kapılıyorsunuz. Grafikler için ne kötü diyebiliyorum ne iyi. Bazen hoşuma giden görüntüler de oldu, ama asla bu grafikler bir savaş oyununun grafikleri olamaz.

Ses efektleri için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ortalama kalitedeler. Bir kere çeşitli değiller. Hep aynı sesleri ve müzikleri duyuyorsunuz. Silah sesleri iyi ama bu oyunun ayırıcı bir özelliği değil. Ses kalitesi de ortalamanın üzerinde. Müzikler de, tam emin değilim ama, filmden alımışlar.

Sistem ihtiyacı oyunun en iyi yanı. 1Ghz işlemci, 256Mb RAM ve 32Mb ekran kartı ile çok rahat oynayabiliyorsunuz oyunu. Dil de bilmenize gerek yok. Görevleriniz çok açık olarak size belirtiliyor. O yüzden herhangi bir sorunla karşılaşacağınızı sanmıyorum. Oyun da oldukça basit olduğundan bir günde bitirebileceğiniz bir oyun. Bir oturuşta, eğer beğenirseniz oyunu bitiriveriyorsunuz.

Gerçek hayattan ve ünlü bir filmden esinlenmesi, oyunu ilginç kılıyor. Özellikle filmin fanları için eğlenceli bir oyun olabilir. Bu nedenle oyunu hem tavsiye ederim hem de edemem. Oyun şu içinde bulunduğumuz süper oyunların olduğu devirde çok sönük kalmakta. Ama yine de kötü bir oyun değil. Bazı hataları da görmezden gelirseniz eğlenceli bile olabilir

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı